Ekonomik konjonktür piyasadaki mal ve hizmetlerin arzında ve talebinde oluşan değişimlere göre şekillenir. Peki arz ve talep neye göre şekillenir?
Mal ve hizmetleri piyasaya girmedikçe ekonomik değer taşımazlar.
GSMH Formülünü hatırlayalım: ( Tarım + Sanayi + İnşaat + Ticaret + Ulaştırma, Haberleşme + Mali Kuruluşlar + Konut + Hizmetler Toplamı (Kamu ve Özel) + İthalat Vergisi+ Net Dış Alem Gelirleri ) – Yabancı Yatırımcıların Ülkelerine Gönderdikleri
Bu formüle göre; Vatandaşlar ekecek, biçecek, sanayii malları ürtecek, alıcıları araştırıp bulacak, iletişim kuracak, alacak, satacak, ekonomiye can verecek, malları nakliye edecek, bunları yaparken kamu hizmetlerinden yararlanacak, hasta olunca doktora gidecek, ilaç içecek, parasını bankaya yatıracak, repo yapacak, vergi verecek falan, filan.
Başka açıdan bakarsak; Vatandaş fabrikalarda, iş yerlerinde çalışıyorsa ayın biri geldiğinde kartını ATMye okutup paralarını cebine koyacak, 5 sene önce aldığı çamaşır makinesi kireçlendiği için 12 taksitle yeni bir makine alacak, ilk taksidini ödeyecek. Bu makineyi üreten patron yemekte salata yiyecek, sirkenin parası üzüm bağı olan çiftçinin cebine girecek, çiftçi bu paranın 5/3ü ile tuz, şeker alacak, 5/2sinle de şehirdeki kızına çamaşır makinasının 2. taksidini ödeyebilmesi için yardım edecek.
Sonuç olarak; GSMHnın değişiminde ana faktörler olan üretim ve satışlara etki eden yan faktörler de yatırım ve harcamalardır.
Eğer çiftçi amcalar trakyadaki arazilerine silme buğday ekse, hasattan sonra memleketi doyuracak kadar buğdayları olur ama bu tonlarca buğdayı satmadıkça GSMHya zerre faydası dokunmaz.
Ve eğer aynı çiftçi amcalar bu buğdayları maliyetinden daha az bir paraya satmaya kalkarlarsa o zaman da GSMH güzelleşir ama kazandıkları paranın çiftçi amcalara zerre kadar faydası olmaz.
Memleketin ekonomik değerini ölçmeye, tahmin etmeye çalışıyorsak; Mal ve hizmet üreticilerinin, tüketicilerinin piyasaya girebilmelerini sağlayan etkenlerin neler olduğunu araştırmalıyız.
Bu konuda kafa yormuş zevatın teorileri şunlardır;
Alıcı ve satıcının piyasaya girmesindeki sebep, gelecekle ilgili beklentileridir (Keynes) diyen keynesyen konjonktür teorisi.
Alıcı ve satıcının piyasaya girmesindeki sebep, para miktarındaki değişimlerdir (Milton Friedman) diyen Monetarist teori.
Alıcı ve satıcının piyasaya girmesindeki sebep olarak toplam talepteki değişimleri gören (Robert E. Lucas) rasyonel beklenti teorisi.
Alıcı ve satıcının piyasaya girmesindeki sebebin verimlilik (fayda/maliyet analizi) ile ilgili değişimler olduğunu savunan (Prescott) reel konjonktür teorisi.
Özet olarak diyebiliriz ki;
Piyasanın hareket edebilmesi için…
Tarafların gelecek ile ilgili kar – zarar beklentileri olmalı, sermayeleri bir süre için normalin altına inmeli veya üstüne çıkmalı, sunulan ürün veya hizmete istek veya kaçış olmalı, fiyat veya yararlılığında değişim olmalı.
Örneğin: Yaz başında ileride daha ucuza almak niyetiyle kimse pahalı karpuz almak istemediği için manav satışları düşük olacak, fabrikadan beklemediği bir zam alan işçiler yüzünden yerel marketlerde kahvaltılık satışları artacaktır. Veya domuz gribi olmamak için yüz maskesi, ilaç sektörü canlanacak, kuşburnunun yüzdeki kırışıklıkları giderdiği keşfedildiğinde aktariye satışları artacaktır.
Bu bilgiler ışığında, sonraki yazılarımızın konusu: Borsadaki fiyat hareketlerinin sebepleri, borsada konjonktür teorileri olacak.
Fakat bir, iki detayı incelemeden de geçmeyelim.









